UZMANİŞ OSGB GENEL KOORDİNATÖRÜ MEHMET TUNÇ RADİKAL GAZETESİNE 2 ADET YAZI İLE GÜNDEME DAİR GÖRÜŞ VE ÖNERİLERDE BULUNMUŞTUR

AdsızSon zamanlarda yaşanan iş kazalarına ve yaşamın içerisindeki tedbirsizlikten kaynaklı yaşanan ölümlü olaylar Türkiyede iş güvenliği konusunu tekrar gündeme getirmiştir.

Yaşanan bu olaylar medya kuruluşlarının iş güvenliği konusuna hassasiyetle yaklaşmasına sebep olmuştur. Bu kapsamda Radikal gazetesinin 09/04/2014 – 11/04/2014 tarihlerindeki yayınlarına Genel Koordinatörümüz Mehmet TUNÇ 2 yazı ile değerlendirmelerde bulunmuştur

09/04/2014
Ne zaman sosyal devlet olabiliriz? Kazaları nasıl durdurabiliriz

Peki kazalar bitecek mi? Şimdilik hayır ve daha uzun bir süre yaşanan bu kaza ve ölümleri sadece izleyecek ve sadece üzüleceğiz.

Türkiye ’de son zamanlarda farkındaysanız medya aracılığıyla ihmaller, kazalar ve ölümler konuşulmaktadır.Hem de hiçbir dönemde olmadığı kadar sosyal bir algı ile ele alınmaktadır. Peki bu durum normal midir?
A-Normaldir; çünkü hayatın odak noktasında insan var ve her şey insan için ele alınmakta, üretilmekte, inşa edilmekte ve planlanmaktadır. Kazalarda insan canı söz konusu olduğundan bu vb. kazaların konuşulması tabiidir.
B-Normal değildir; çünkü hem çalışma hayatında hem de yaşamın diğer tüm alanlarında bu kadar fazla kaza, yaralanma ve ölümlerin meydana gelmesi sosyal devletlerde görülen bir işleyiş değildir.
O halde çıkış noktamız ne olmalıdır? Bireye, çalışana, işverene ve devlete düşen görevler nelerdir? Sosyal devlet nasıl olunur? Türkiye sosyal devlet olma yolunda neler yapmalıdır?
An itibariyle durumumuzu mizana koyup değerlendirirsek çalışma hayatı başta olmak üzere sosyal hayatın tüm tarafları bu konuda duyarsızdır, özensizdir, bilgisizdir ve üzerlerine düşen ödevleri bilmemektedir ya da ihmal etmektedir.
“Bilinmeyen ya da ihmal edilen nedir” diye sorarsanız eğer; güvenli çalışma ve yaşama bilinci. İnsanın kendisine, çevresindekilere, çevreye, işyerine, yaşamın diğer tüm paydaşlarına ve ailesine karşı mesuliyetleri bulunmakta ve bu mesuliyetlerinin başında kendi güvenini sağlaması gelmektedir.
Mevcut durumda ise toplumumuzu oluşturan tüm taraflara baktığımızda;
Birey: Yeterli bilgi, eğitim ve güvenlik algısına sahip olmalıdır. Sosyal yaşamının kalitesini arttırmaya, mutlu ve sağlıklı birey olma adına bu algıyı elde etmek için gerekli eğitimi ve özeni göstermelidir.
Devlet: Sosyal hayatı, mali noktaları, teknik konuları, tüm çalışma ve yaşam alanlarını gözetim altında tutarak anayasanın vatandaşlarına sağladığı güvenli ve sağlıklı yaşam hakkının teminatı olmalıdır. Özellikle kayıtdışı istihdam ve ekonomiyi engellemeye çalışmalıdır.
İşveren: Kendisini, çalışanlarını ve işyerini ilgilendiren yasal mevzuatları bilerek, gerekli tedbirleri alarak kendisini, çalışanını ve işyerini korumakla mükelleftir.
Çalışan: Yine yasal mevzuat gereği çalışma alanında üzerine düşen mesuliyetlere riayet etmek, gerekli mesleki deneyime sahip olmak ve işverenin kendisine zarar vermeyecek taleplerine harfiyen uymak durumundadır.
Şimdi bu saydığımız parametrelere göz atacak olursak hangi tarafın mesuliyetlerini tam manasıyla yerine getirdiğini söyleyebiliriz? Maalesef hiç biri!
Dolayısıyla Türkiye’de toplumu oluşturan tüm taraflar açısından ciddi eksikliklerin olduğu varsayımıyla sosyal devletten bahsetmek gerçekçi olmayacaktır. Türkiye daha sosyalleşememiş bir devlettir diyebiliriz. Peki bu kazalar bitecek mi sorusunun cevabı: Şimdilik hayır ve daha uzun bir süre yaşanan bu kaza ve ölümleri sadece izleyecek ve sadece üzüleceğiz.
O halde çözüm ne olmalıdır?
Çözüm devletin ilgili bazı önemli kurum ve kuruluşları, bakanlıklar, devlet hastaneleri, medya, akademi çevreleri, sendikalar, özel sektör vb. iş örgütlerinin ortak hareketiyle birey ve çalışanın dahil edildiği toplumsal projeler geliştirilmeli ve topluma bu çalışmalarla güvenli yaşam kültürü kazandırılmaya çalışılmalıdır.
Gelin hep beraber iki gün önce yaşanan 3. Boğaz Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu Projesi’nde Çavuşbaşı Viyadüğü inşaatında beton dökme çalışmaları sırasında meydana gelen iş kazasını inceleyelim.
Projenin ihalesini alıp üretimini sağlayan firmanın yaptığı basın açıklamasına göre; “Alınan tüm iş güvenliği önlemlerine rağmen Çavuşbaşı mevkiinde yapım çalışmaları devam etmekte olan V35 numaralı viyadükte meydana gelen kazada Kahraman Baltaoğlu, Yaşar Bulut ve Lütfü Bulut adlı 3 çalışan ne yazık ki hayatlarını kaybetmiştir” denilmektedir.
Kazanın sebebi bunlar olabilir mi?
Gerçekten alınan tüm tedbirlere rağmen mi iş kazası yaşandı, kazanın gece saatlerinde yaşandığını göz önüne alırsak uzun süreli çalışma saatleri mi söz konusuydu?
Farklı işlemler yapan ekipler arasında gerekli koordinasyon sağlanmış mıydı?
Anlaşılan taşeron firmasında iş güvenliği tedbirlerinin tamamı alınmış mıydı?
Bu firmalarda tedbirler alındıysa üzerinde çalışılan yaklaşık 50 metre yüksekliğindeki iskelenin çökmesi normal miydi?
Daha 2 gün önce işe alınan personele, yapılan işin detayı ve oryantasyonu açısından bir adaptasyon çalışması yapılmış mıydı?
Çalışma alanlarında yeterli acil durum uygulama planları var mıydı varsa neden uygulanmadı?
Çökme sonrası beton blok üzerinde mahsur kalan işçilere itfaiye ekipleri müdahalesinin trajediye dönüşmesi ve itfaiye aracının merdiveninin yetersiz kalması böyle önemli bir konuda suiistimal miydi?
Projenin normal sürede bitmesi gerekirken 2 yıla sıkıştırılması yüzünden alelacele yapılan çalışmaların kazada rolü yok muydu?
Çok hızlı bitirilmeye çalışılan bu projede gerekli denetim, kontrol ve koordinasyon sorunu yaşanması beklenen bir durum değil miydi?
Peki ya sonrası?
Hangi iş olursa olsun, ne kadar önemli bir proje olursa olsun yapılan iş bir insan canı eder mi?
Neredeyse her gün yaşanan buna benzer kazalar varken gündemde olmayan bir projede benzeri bir kaza oluşması durumunda medyada bu kadar yer alır mı? Milletimiz aynı tepkileri verir mi?
Bu kadar önemli bir projede şu ana kadar Çalışma Bakanlığı’na bağlı İstanbul Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü’nden yetkili iş müfettişlerince denetim yapıldı mı?
Viyadük inşaatında üst beton dökümü esnasında alt destek elemanlarının yetersizliği söz konusu olabilir mi?
Aşırı hızla üretim yapıldığını düşündüğümüz projede; bu tabii süreç denetim ve gözetim eksikliğini beraberinde getirdi mi?
İskele ve kalıpların taşıyacağı yükler hesaplandı mı? İskelelerin periyodik kontrol ve uygunluk raporları var mı?
Daha işe yeni başlayan çalışanın mesleki eğitim belgesi, iş güvenliği eğitimleri ve sağlık raporları mevcut mu?
Çok tehlikeli sınıfta yer alan inşaat işlerinde iş sağlığı ve güvenliği açısından işin yapımı adına gerekli güvenlik ekipmanları tedarik edildi mi?
Hesaplanmadan, koordinasyon kurulamadan beton döküm izni verildi mi?
Taşeron çalıştırma, maliyeti düşürmeyi amaçlayan bir politikadır, kaza neticesi taşeron çalışmalarının yanlış uygulamaları olabilir mi?
Yaşanan olayın önümüzdeki günlerde ayrıntılarını kamuoyuyla paylaşılır mı?
Sonuç
Son günlerin popüler tabiriyle hep aynı terane.
Aynı kazalar, aynı ölümler, aynı vakalar, aynı ihmaller ve aynı şekilde yitirilen canlar ve geride kalanlar.
Peki sadece inşaat sektöründe mi bu kazalar meydana gelmektedir?
Hayır, bakınız İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin yazılı, görsel, dijital basım ve emek-meslek örgütleri ve işçilerden gelen bilgiler doğrultusunda hazırlamış olduğu raporda; 2013 yılında en az 1235 çalışanın yaşamını yitirdiği ifade edilmektedir. Yine bu raporda 2013 yılında kazaların iş kollarına göre dağılımlara baktığımızda inşaat ve yol yapım çalışmalarında 294 emek çalışanı yaşamını yitirmiştir.
Gelin bu önemli meseleyi yani insan ölümlerinin tablosunu önümüze koyalım ve aklıselim düşünelim. Neden gidiyor bu canlar, neden yitiriliyor hayatlar, neden tedbir alınmıyor veya alınamıyor; neden toplum olarak insanımızın ölmesine sadece seyirci kalıyoruz, gerekli adımları atamıyoruz? Neyi bekliyoruz?
Bir an evvel toplumumuzun risklerle iç içe olan yaşam ve çalışma kültürümüzü güvenli ve sağlıklı olanla değiştirmek, riskleri bertaraf etmek ve bireylerin yaşam kalitelerini arttırarak sağlıklı ve güvenli yaşamlar meydana getirmek adına tüm gücümüzü, kaynaklarımızı ve gayretimizi doğru harcayarak el birliğiyle çaba sarf etmeliyiz.
İlahi bir el marifetiyle bir anda bu ölümlerin azalabileceğini umuyorsak yanılıyoruz. Kaderdir diyorsanız bir daha yanılıyorsunuz.
Kazaları ve devamında oluşan yaralanma ve ölümleri ancak bireyiyle, çalışanıyla, devletiyle ve işvereniyle el ele vererek azaltabiliriz. Ve hep beraber güvenli bir toplum oluşturabiliriz.
Hadi işe koyulalım o halde…
mtunc@uzmanis.com.tr
(Uzmaniş OSGB)

11/04/2014
Türkiye’de çocuk gerçeği

Çocuklarımızın kayıp, kaza ve ölümlerinin sıklığı ve engellenmesi adına ciddi adımların atılmaması yüreğimizi acıtmaya devam edecek.

Türkiye ’de yaklaşık olarak 23 milyon çocuk yaşamakta ve bu rakam ülke nüfusumuzun %30’una karşılık gelmektedir.
Son günlerde yazılı ve görsel medyada yer alan en önemli haberlerin başında kayıp, kaçırılan, ölen veya yaralanan çocuklar geliyor.
Gelin şöyle kısaca hafızalarımızı tazeleyelim dilerseniz; Zekeriyaköy’de kaybolduktan sonra komşunun havuzunda ölü bulunan Pamir Dikdik, Okmeydanı’nda gaz fişeği darbesi sonucu ölen Berkin Elvan, Sirkeci’de arabalı vapurdan otomobil ile birlikte denize düşerek ölen Ece Su Yılmaz, Eminönü’nde motora pusetle bindirilmeye çalışılırken denize düşürülen Ahmet Nedim E., Kars’ta babasına yemek götürürken kaçırılan ve sonrasında ölü bulunan Mert Aydın, yine Diyarbakır Silvan’da polis müdahalesi sonucu başına gaz fişeği isabet eden Mehmet Ezer, Kayseri Talas’ta şeker toplarken kaybolan Ahmet Tuna Tekin, kardeşi Dilruba Tekin ve arkadaşları Türkan Ay ve daha niceleri…
Bu olaylara karşı toplumsal tepkimizin ne düzeyde olduğuna bakalım mı?
Çocuk kayıpları, cinayetleri ve ölümleri size biraz fazla ve ürkütücü gelmiyor mu?
“Ne kadar da küçüktü, tüh günahsız gitti bu yavrucaklar” diye hayıflanmıyor muyuz?
“Bu kadarı da olmaz, neden korunamıyorlar bu çocuklar; neden çevre güvenliği sağlanamıyor” demiyor muyuz?
Yaşananlar karşısında içimiz cız etmiyor mu?
Ya benim çocuğum olsa ne yapardım demekten kendimizi alıkoyabiliyor muyuz? Korkmuyor muyuz?
Ah keşke bunlar olmasa, gereken tüm tedbirler alınsa da bunlar yaşanmasa dileği geçmiyor mu hepimizin içinden?
Keşke anne babası çocuğuna gerektiği gibi sahip çıksa demiyor muyuz?
Ama bu yer, bu alan, bu kısım veya burası bu kadar tedbirsiz bırakılır mı diye kendimizi tenkit etmiyor muyuz?
Vah vah ateş düştüğü yeri yakıyor işte demiyor muyuz?
Yok yok artık demeyelim bu lafı, ateş nereye düşerse düşsün bizi yakar, beni yakar, seni yakar ve sonunda bugün olduğu gibi tüm toplumu yakar öyle değil mi? Veya öyle denilmesi gerekmez mi?
Başka türlüsünü düşünemeyiz, yoksa yukarıda dile getirdiğimiz üzüntü söylemlerimizde samimiyet ve gerçeklik nerde kalır.
Şeyh Edebali’nin Osmanlı Devleti’nin kurucusu ve kendi damadı olan Osman Gazi’ye vasiyetinde çok önemli bir söz vardır.
İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!
Yani insan yaşayacak ki, toplumlar gelişsin, toplumlar yaşarsa gelişebilir ancak o zaman devlet yaşayabilir belki. Her şeyin öncesinde insan olmalı, insan korunmalı, peki biz yaşatabiliyor muyuz insanımızı. Sonuç ortada. YA-ŞA-TA-MI-YO-RUZ…
Okulda, evde, tatilde, tarlada, yolda, alışverişte, trafikte, işte, güçte, eğlencede her alanda gümbür gümbür insanımızı çoluk çocuklarımızı yitirmeye devam ediyoruz.

Pamir Didik olayı
Geçen hafta Sarıyer Zekeriyaköy’deki evinden sabah 09.00 sıralarında çıkan 3.5 yaşındaki Pamir Dikdik yaklaşık 30 saat yapılan tüm aramalara rağmen komşu villanın havuzunda boğulmuş halde ölü bulundu.
Neden bulunamadı oysaki Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar organize bir şekilde ve bu denli yüksek katılımlı bir arama kurtarma seferberliği yapılmıştı. Ama elde edilen sonuç yine ölüm.
Yani bu olayda da görüldüğü gibi bazı olayların sonrasında değil öncesinde yapılması gerekenler daha çok önem arz etmektedir. Sonrasında tüm ülke ayağa kalksa sonucu değiştirmeye imkân olmuyor. Bu olayda olduğu gibi?
Gelin kayıp küçük Pamir’in kaybolması olayı ile ilgili rahatsızlıklarımıza ve ihmallerimize bakalım?
3.5 yaşında bir çocuk ki Pamir hiperaktif bir yapıya sahip olduğu bilinmesine rağmen evden nasıl tek başına çıkabiliyor, evin kapıları kilitli tutulamaz mıydı?
Hiperaktif Pamir 1 hafta öncesinde evden yalnız başına ayrılarak 1-1.5 km ötede bulunması olayın tekrar yaşanabileceği ihtimaline karşı tedbir alınamaz mıydı?
Yakın çevrede bir sürü güvenlik kamerası olmasına rağmen AKUT yetkililerinin verdiği bilgiye göre hiçbirinden sağlıklı bir kaydın alınamaması ihmal sayılmaz mıydı?
Görgü tanıklarına göre olay gününün sabahında evinden bir kez daha uzaklaşmış olan Pamir, bir kişi tarafından bulunarak evine geri getirilmiş ise küçük çocuğun anne babasına teslim edilmemesi sorumsuzluk örneği varsayılmaz mı?
Yakın çevredeki Pamir’in düşme olasılığı olan kuyu ve havuzların detaylı aranmasına rağmen, yan komşusundaki havuzun detaylıca aranamaması ve sonrasında bir komşunun ısrarı sonucu aranarak bulunması, hem çocuk yakınlarının, komşuların ve de kurtarma ekiplerinin kusuru değil midir?
8 yıl önce Serdar Dikdik’in babasının yazlığında görevli kişinin, 7 aylık çocuğunun süs havuzunda boğulduğunu söylemesi toplumsal olarak ders almamız gereken hususlar hakkında ısrarcı olmadığımızın beyanı değil midir?
Kayıp çocuklarla ilgili ülke genelindeki rakamlara bakacak olursak;
Türkiye’nin mega kenti İstanbul ’a bakacak olursak başta kayıp çocuk sayısı her geçen gün artıyor. 2012’de günde ortalama 24 çocuk kaybolurken emniyetin verilerine göre 2013 yılı için bu oranın günlük 33’e çıktığı belirtiliyor.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) araştırmalarına göre 2008-2011 yılları arasında kaybolan çocuk sayısı 27 binden fazla. Aynı durum Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Derneği(YAKAD) verilerine göre kayıp çocuk sayısının 30 binden fazla olduğu ifade edilmektedir. Bu noktada;

Aile tarafından alınması gereken tedbirler
Çocuklara aile ortamından itibaren anaokullarında, kreşlerde ve ilk ve ortaöğrenimlerde güvenlik algılarının arttırılmasına yönelik eğitimler verilmeli.
Çocuklarımızı ebeveynler olarak özellikle 8 yaşın altında ise hem evde hem de dış ortamlarda sürekli gözetim altında tutarak onlara gelebilecek zararlara karşı korumalıyız.
Çocuğun okul döneminde kimlik kartı, bileklik veya çantasında isim ve adres bulunması sağlanmalı.
Çocuklarınızın dış ortamlarda, evin çevresinde, gezme alanlarında, oyun alanlarında, lunaparklarda ebeveyn tarafından risk gözetimleri yapılarak çocukların zarar görme potansiyelleri araştırılmalı.
Alışveriş esnasında çocuğunuzun yanınızda hareket etmesi sağlanmalı.
Çocuklar yardım maksatlı dahi olsa yabancı herhangi bir kimsenin vasıtalarına binmemeleri ve diyalog kurmamaları yönünde uygun şekilde uyarılmalıdır.
Görüldüğü gibi kayıp çocuk sorunu yaşamamak için ailelere de birçok görev düşmektedir.

Çocuklar neden kaçırılır
Dilencilik çeteleri: İnsanların yardım duygularını istismar ederek rahatlıkla para elde etmek adına özellikle çocukların kullanılması
Organ mafyası: İnsanların böbrek, karaciğer, kalp ve her nevi işe yarayabilecek iç organların gelişmiş ülkelere ihraç ederek insan canı üzerinden para kazanmaya çalışan suç örgütleri
Fuhuş mafyası: Özellikle kız çocuklarının bedenleri üzerinden para kazanma adına küçük ve genç kızların ağlarına düştükleri bataklık
Evlat edindirme: Yurtdışına çocuğu olmayan varlıklı ailelere evlatlık verilmek üzere kaçırılan çocuklar.

Çocuklar evden neden kaçar
Ebeveynlerin çocukla sağlıklı bir iletişim kanalı kurmaması
Yoğun aile baskılarının sürekli olması
Çocuğun ailesi tarafından kendisine yeteri kadar ilgi ve değer vermediğini düşünmesi
Sanal ve sosyal medya tuzakları
Chat ve cep telefonu arkadaşlığı
Aile koruma refleksinin ebeveynde yeteri kadar gelişmemesi
Aile içi şiddettin yaşanması, çocuğa şiddet uygulanması ve ebeveynler arası geçimsizlik, yaşanan büyük tartışmalar, travmalar vb. durumlar
Ülkemizde bu denli çocuklarımızın kayıp, kaza ve ölümlerin sıkılıkla yaşanması ve bunların engellenmesi adına çok ciddi adımların atılmaması hepimizin içini burkmaya, yüreğimizi acıtmaya devam edecektir.
Bunun böyle sürmemesi için toplumsal uzlaşı ile toplumsal güvenlik algılarımızın yenilenmesi ve özellikle dış çevre güvenliğinin sağlanması gerekmektedir.
Daha güvenilir yaşam alanlarının, daha güvenilir şehirlerin, daha kaliteli, daha mutlu, daha keyifli bireyler için ve yarınından emin insanlar için gelin hep birlikte yarınlarımıza, çocuklarımıza sahip çıkalım.
*İş Güvenliği Uzmanı, Uzmaniş OSGB
mtunc@uzmanis.com.tr

  • borusan
  • adida
  • altinbas
  • aksoy
  • aris
  • anadolu
  • dsign
  • cukurova
  • coskun
  • cetas
  • resim0
  • balparmak
  • bahariye
  • barsan
  • akin
  • ceynak
  • banat
  • abb
  • american
  • defacto
REFERANSLARIMIZ    
İş Güvenliği Uzmanı

İş Güvenliği Uzmanı

İş Güvenliği Uzmanı Çalıştırma Yükümlülüğü İş Sağlığı ...

DEVAMI
İşyeri Hekimi

İşyeri Hekimi

İşyeri Hekimi Çalıştırma Yükümlülüğü İş Sağlığı ve Güven...

DEVAMI
Işyeri Sağlık Personeli

Işyeri Sağlık Personeli

Işyeri Sağlık Personeli Çalıştırma Yükümlülüğü İş Sağlığ...

DEVAMI
HİZMETLERİMİZ


Teklif Al